9 Nis 2019

İLK ÇEYREĞİ GERİDE BIRAKIRKEN...

Yılın ilk çeyreğini geride bıraktığımız şu günlerde; hele ki seçimler yeni bitmişken, piyasaların gözü kulağı sandıklar açıldıktan sonra ekonomi politikalarının ne olacağı yönündeydi. Seçimlere son birkaç gün kala piyasalardaki hızlı hareketlenme ile bireylerin beklentileri önemli ölçüde değişkenlik göstermekte. Özellikle son birkaç gündür döviz piyasalarındaki spekülatif hareketlilik, seçim sonrası için kur tahminlerini olduğundan çok daha zor bir şekle dönüştürmüş durumda. Son birkaç günde yaşanan fiyat hareketleri incelendiğinde, dolardaki hareketlenme ile kur seviyesi 5,85 seviyelerine kadar kısa sürede tırmanmıştı. Yeni başlayan ve seçime kalan son bir haftada dolardaki değer artışının devamının geleceği beklenirken, 25 Mart günü dolarda tersi yönde bir hareket yaşadık. Merkez Bankası’nın müdahalesi ve swap piyasalarındaki malum hamlesiyle dolar yeniden gerileyerek 5,30’lar seviyesine çekilmişti. Kurlardaki aşırı türbülans ile Merkez Bankası 1 hafta vadeli repo ihalelerine ara verdiğini açıklamış ve fiyat istikrarını sağlayabilmek için tüm araçların kullanılacağını vurgulayarak piyasaya önemli bir mesaj vermişti. Merkez Bankası’na ek olarak BDDK da yaptığı açıklamalarda döviz piyasasındaki manüplatif hareketlenmeyi önlemek amacıyla çeşitli müdahaleler yapacağını açıklamıştı. MB’den gelen diğer önemli hamle de, Londra’da swap piyasalarında gerçekleşti. İşte tam da bu noktada her kesim swap konuşur olmaya başladı. İşin kısası, küresel piyasalarda yatırımcılar seçimler sonrasında TL’de aşırı değer kaybı beklentisiyle Londra swap piyasasında önce TL sağlamakta ve sonrasında TL’yi satarak dolar alma yoluna gitmektelerdi. İşte bu yatırım stratejisi; TL’nin olağan değer kaybını oldukça yüksek seviyelere tırmandırmış oldu. MB ise bunun önünü kesmek için banka swap piyasasında vadesi gelmemiş toplam döviz karşılığı TL swap satışı sınırını artırdı. Swap faizi, dört hanelere kadar yükselmiş oldu. MB’nin swap hamlesi işe yaradı ve bu süreçte TL’nin değer kaybı bir süre için engellenmiş oldu. Bununla birlikte, piyasa verileri incelendiğinde, Türkiye’nin CDS primlerinin ve Hazine’nin tahvil borçlanmasının artığını görmekteyiz. Bunun anlamı kısa vadede dövizlerdeki hareketlenme baskılanmış olsa da Türkiye ekonomisinin risk algısı orta vadede Hazine’nin maliyetlerini artırmış durumda.

Seçimlere piyasalarda bu tablo ile giren Türkiye’de, asıl önemli olan seçim sonrasında oluşacak beklentilerin nasıl fiyatlanacağıydı. Kur artışlarının şirket borçlanmaları ve bilançoları üzerindeki olumsuz etkilerinin hissedilebileceği bir dönemin yaşanacağı bir süredir beklenen senaryolar arasında. Öte yandan, özellikle kamu bankalarının kredi büyüklüğünün arttığını biliyoruz. Bunun gibi göstergeler, önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminin işinin daha zor olacağına işaret etmekte. Bu nedenle gerek söylemlerle gerekse açıklanacak ekonomi programlarında öncelikli olarak tansiyonu düşürecek hareketlenmelerin sağlanması kaçınılmaz. Zaten bir süredir düşük büyüme ve yatırımdan uzak bir reel sektörün varlığını tartışmaktayız. Sadece Türkiye için değil küresel olarak da siyasi karmaşıklığın egemenliğinde bir ekonomik görünüm hakim. Ekonomimizin kırılganlıkta negatif ayrıştığını da göz önünde bulundurursak, seçim sonrası için en çok ihtiyaç duyulacak gösterge piyasalara duyulan güven olacaktır.

 

Yılın ilk çeyreğini geride bıraktığımız şu günlerde; hele ki seçimler yeni bitmişken, piyasaların gözü kulağı sandıklar açıldıktan sonra ekonomi politikalarının ne olacağı yönündeydi. Seçimlere son birkaç gün kala piyasalardaki hızlı hareketlenme ile bireylerin beklentileri önemli ölçüde değişkenlik göstermekte. Özellikle son birkaç gündür döviz piyasalarındaki spekülatif hareketlilik, seçim sonrası için kur tahminlerini olduğundan çok daha zor bir şekle dönüştürmüş durumda. Son birkaç günde yaşanan fiyat hareketleri incelendiğinde, dolardaki hareketlenme ile kur seviyesi 5,85 seviyelerine kadar kısa sürede tırmanmıştı. Yeni başlayan ve seçime kalan son bir haftada dolardaki değer artışının devamının geleceği beklenirken, 25 Mart günü dolarda tersi yönde bir hareket yaşadık. Merkez Bankası’nın müdahalesi ve swap piyasalarındaki malum hamlesiyle dolar yeniden gerileyerek 5,30’lar seviyesine çekilmişti. Kurlardaki aşırı türbülans ile Merkez Bankası 1 hafta vadeli repo ihalelerine ara verdiğini açıklamış ve fiyat istikrarını sağlayabilmek için tüm araçların kullanılacağını vurgulayarak piyasaya önemli bir mesaj vermişti. Merkez Bankası’na ek olarak BDDK da yaptığı açıklamalarda döviz piyasasındaki manüplatif hareketlenmeyi önlemek amacıyla çeşitli müdahaleler yapacağını açıklamıştı. MB’den gelen diğer önemli hamle de, Londra’da swap piyasalarında gerçekleşti. İşte tam da bu noktada her kesim swap konuşur olmaya başladı. İşin kısası, küresel piyasalarda yatırımcılar seçimler sonrasında TL’de aşırı değer kaybı beklentisiyle Londra swap piyasasında önce TL sağlamakta ve sonrasında TL’yi satarak dolar alma yoluna gitmektelerdi. İşte bu yatırım stratejisi; TL’nin olağan değer kaybını oldukça yüksek seviyelere tırmandırmış oldu. MB ise bunun önünü kesmek için banka swap piyasasında vadesi gelmemiş toplam döviz karşılığı TL swap satışı sınırını artırdı. Swap faizi, dört hanelere kadar yükselmiş oldu. MB’nin swap hamlesi işe yaradı ve bu süreçte TL’nin değer kaybı bir süre için engellenmiş oldu. Bununla birlikte, piyasa verileri incelendiğinde, Türkiye’nin CDS primlerinin ve Hazine’nin tahvil borçlanmasının artığını görmekteyiz. Bunun anlamı kısa vadede dövizlerdeki hareketlenme baskılanmış olsa da Türkiye ekonomisinin risk algısı orta vadede Hazine’nin maliyetlerini artırmış durumda.

Seçimlere piyasalarda bu tablo ile giren Türkiye’de, asıl önemli olan seçim sonrasında oluşacak beklentilerin nasıl fiyatlanacağıydı. Kur artışlarının şirket borçlanmaları ve bilançoları üzerindeki olumsuz etkilerinin hissedilebileceği bir dönemin yaşanacağı bir süredir beklenen senaryolar arasında. Öte yandan, özellikle kamu bankalarının kredi büyüklüğünün arttığını biliyoruz. Bunun gibi göstergeler, önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminin işinin daha zor olacağına işaret etmekte. Bu nedenle gerek söylemlerle gerekse açıklanacak ekonomi programlarında öncelikli olarak tansiyonu düşürecek hareketlenmelerin sağlanması kaçınılmaz. Zaten bir süredir düşük büyüme ve yatırımdan uzak bir reel sektörün varlığını tartışmaktayız. Sadece Türkiye için değil küresel olarak da siyasi karmaşıklığın egemenliğinde bir ekonomik görünüm hakim. Ekonomimizin kırılganlıkta negatif ayrıştığını da göz önünde bulundurursak, seçim sonrası için en çok ihtiyaç duyulacak gösterge piyasalara duyulan güven olacaktır.

9 Nis 2019
Benzer Haberler
PİYASALAR BIÇAK SIRTI…
Kategori: Yazarlar
SEÇİMLERE AZ KALA
Kategori:
İŞSİZLİK MERHEM ARIYOR
Kategori: Yazarlar
Yazarlar

PİYASALARA YAZ NE ZAMAN GELİR?

YENİ OYUN MU ESKİ OYUN MU?