14 Mar 2019

SEÇİMLERE AZ KALA

2018 yılını döviz kurlarında dalgalanma, enflasyon ve yavaş büyüme haberleri ile kapatmıştık. 2019’un ilk çeyreğini bitirmeye az zaman kaldı ama bu verilerde olumluya dönen bir gelişme yaşanamadı. 2018 yılına 3,7 seviyelerinden başladığımız dolar kuru, yılın 3. çeyreğinde 7 seviyelerini görmüştü. Merkez Bankası’nın oldukça temkinli ve çekimser faiz artışları; TL’de değer kaybının önüne geçemeyince, 2018 yılı Eylül ayında yaptığı 625 baz puanlık agresif faiz artışı ile kurların yönünü bir nebze normalize edebilmiş oldu. Elbette kurlardaki bu hızlı hareketlenmenin özellikle enflasyon ve faizler üzerindeki etkilerini göz ardı edemeyiz. En son açıklanan enflasyon rakamları yüzde 20 seviyelerinde gerçekleşirken, 2002 yılından bu yana gözlemlenen en yüksek fiyat artışlarını yaşadık. Türkiye ekonomisinin son dönem makroekonomik görünümünde önemli bozulmalar göze çarpmakta. Özellikle reel kesim açısından faaliyetleri sekteye uğratacak önemli göstergelerden olan faiz düzeyi; hane halkı tüketim tercihleri, tasarruf ve harcama ilişkisi ve buna bağlı olarak ekonomik hareketlerin yorumlanması açısından yakından takip edilmeli. Faiz verileri incelendiğinde, 2017 yılının son rakamları ile yoruma başlamak resmi daha net görebilmek için önemli olacaktır. 2017 yılının Aralık ayında bireysel ihtiyaç kredi faizi yüzde 19,52 seviyesindeydi. 2018’e adım atar atmaz ihtiyaç kredi oranlarında yüzde 20 seviyelerini görmeye başladık. Piyasadaki olumsuz koşullar 2018 yılının Eylül ayında ihtiyaç kredilerinde faiz oranını yüzde 38’lere yükseltmişti. Kurumsal kredilerde ise 2018 yılında yüzde 18’den başlayarak yüzde 35’lere kadar yükselen bir seviye yaşanmıştı. Özetle, özellikle 2018 yılının ikinci yarısında daha da bozulan ekonomik aktivite, TL’nin yönündeki belirsizlik, yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamının halen devam ettiğini gözlemlemekteyiz. Ekonomik aktivitenin düzelebilmesi yönünde atılmaya çalışılan çeşitli adımlar var. ÖTV/KDV indirimleri ve tanzim satışların hangi sürede hangi veriyi düzelteceğini zamanla göreceğiz. Ancak en temel yapısal sorun, ekonomi politikalarında dışa bağımlılığın özellikle son yıllarda artış göstermiş olması. Eskiden enerjide ve hammadde girdilerinde dışa bağımlılığı tartışırken; bugün bu denli verimli tarım alanlarına sahip bir ülkede tarım ürünlerini bile ithal eder olduk. İşte bu da hane halkının her kesimini, dolar kurunu takip etmeye zorlar oldu.

2019 yılının kalan kısmı sadece Türkiye için değil, küresel pazarlar açısından da zor bir döneme işaret ediyor. Brexit’in anlaşmasız olma durumu en büyük ihracat pazarımız olan Avrupa’da yeni bir dalgalanma riskine işaret etmekte. Bu süreçte Fed’in politikaları da doların yönünü belirleyecek. Bununla beraber bizim dışımızda kalan siyasi ortamda belirsizlikler var. Dünyada çeşitli coğrafyaların siyasi ilişkilerindeki bozulmaların, küresel ekonomiye etkilerini takip edeceğimiz bir dönemdeyiz. Tüm bu gelişmeler gelişen ekonomiler açısından yeni bir belirsizliğin kapısını aralamış olacak. Seçimlere oldukça az zaman kaldı. Türkiye uzunca bir süredir seçim ortamının yarattığı belirsizliklerin ve siyasi gerilimin gölgesinde yaşıyor. Yerel seçimlerden sonra 4,5 yıl kadar yeniden seçim ortamına girmeyeceğiz. Bu dönem bozulan ekonomik verilerin tamiri için altın bir fırsat. Ancak değişen küresel koşullar ekonomi yönetiminin işini zorlaştıracaktır.

14 Mar 2019
Benzer Haberler
İŞSİZLİK MERHEM ARIYOR
Kategori: Yazarlar
TÜM GÖZLER DOLARIN ÜZERİNDE
Kategori:
2019 YILI SENARYOLARI
Kategori: Yazarlar
Yazarlar