19 Şub 2019

2019 ZORLU GEÇECEK TOPARLANMA ORTA VADEDE

Türkiye Ekonomik İzleme Raporu’nu yayımlayan Dünya Bankası, Türkiye ekonomisine dair 2019 büyüme beklentisini yüzde 4’ten yüzde 1,6’ya çekti. “Türkiye ekonomisi 2019’da alışılagelmişten daha yüksek seviyede belirsizlikle karşı karşıya; büyüme tahmini yüzde 1,6” ifadelerine yer verilen raporda, bu büyüme tahmininin de son 10 yılın en düşük oranı olduğuna dikkat çekiliyor. Dünya Bankası, özel sektör yurt içi talebinin 2019’da keskin bir şekilde düşeceği öngörüsüne yer veren kurum, bunun kamu tüketimi ile dış talep tarafından telafi edilmeye çalışılacağı tahmininde bulunuyor. Türkiye ekonomisinde büyümenin 2020’de yüzde 3 olacağı tahmininde bulunan Dünya Bankası, enflasyonun ise 2019’da ortalama yüzde 19 ve 2020’de ortalama yüzde 11 olacağı öngörüsünü paylaşıyor.

TL’DE DURUM KIRILGAN PİYASADAKİ RİSK ALGISI YÜKSEK

Son altı aylık dönemde yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler; azalan sermaye akışları, yavaşlayan küresel ticaret ve emtia fiyatlarındaki oynaklık gibi olumsuzluklar ile karşı karşıya kaldı. Bu faktörlerin yanında birikmiş makroekonomik dengesizlikler, politika algısındaki zayıflık ve yaşanan uluslararası gerginlikler, Türk Lirası’nda değer kaybını ve sermaye çıkışlarını tetikledi. Piyasadaki oynaklık, Ağustos ayından bu yana hafifledi ve Türk Lirası’nın tekrar değer kazanmaya başlaması ile birlikte dış dengesizlikler azaldı. Ancak Türkiye’nin dış finansal durumu halen kırılgan durumda ve piyasadaki risk algıları yüksek düzeyde. Piyasa oynaklığı aynı zamanda yüksek enflasyon, azalan talep ve arz tarafındaki kayda değer düzeltmeler yoluyla reel sektörü de etkiledi. Arz yönlü düzeltmeler, kur riskleri dahil olmak üzere artan şirket borçları ile birlikte şirketlerin mali durumu ve likidite ile ilgili endişeleri artırdı. Bunun etkileri sektörler arasında değişkenlik gösteriyor; ticarete konu olmayan sektörler en fazla etkilenirken, ihracatı güçlü olan imalat sektörleri direncini koruyor. Şirketlerdeki yükselen finansal stres seviyeleri bankacılık sektörünün kırılganlıklarını daha da artırdı. Likidite yönetimi, para politikasında sıkılaşma ve şirket borçlarına ilişkin kırılganlıkların ele alınması dahil olmak üzere zamanında alınan politika önlemleri daha sert bir düşüşün önlenmesine yardımcı oldu.

BÜYÜME SON 10 YILIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNE İNECEK

İç ve dış kırılganlıklar göz önüne alındığında, ekonomik görünüm normalde olduğundan daha yüksek seviyede belirsizliklerle karşı karşıya. Büyüme hızının 2019 yılında yavaşlayarak yüzde 1,6 ile son 10 yılın en düşük seviyesine ineceği, sonrasında ise orta vadede kademeli bir şekilde toparlanacağı tahmin ediliyor. 2019 yılında özel sektör iç talebinin sert bir şekilde düşmesi, ancak kamu tüketimi ve dış talebin bunu kısmen dengelemesi bekleniyor. Parasal sıkılaşma ve Yeni Ekonomik Program’da (YEP) yer alan taahhütler önemli politika düzeltmelerine işaret ediyor ancak bu konuda ortaya çıkacak belirsizlikler veya herhangi bir adım atılmaması, ekonomiyi daha da güç bir duruma sürükleyebilir. Özel sektörün planlı bir şekilde borçlarını hafifletme sürecinde ilerleme kaydedilmemesi, ekonomideki durumun daha da kötüleşmesine zemin hazırlayabilir. Öngörülen ekonomik yavaşlama, hanehalkı için çeşitli sıkıntılar ortaya çıkartıyor ve bunlardan en kayda değer olanı da, enflasyonun hanehalkının satın alma gücü üzerindeki etkisi. İşte, Dünya Bankası’nın 2019 yılına ilişkin tahmin ve tavsiyeleri:

KÜRESEL BELİRSİZLİKLER TÜRKİYE’NİN EKONOMİK GÖRÜNÜMÜNÜ ETKİLEYECEK

Türkiye için ekonomik görünüm, normalden daha yüksek belirsizlik seviyelerine maruz kalıyor. Ekonomik durum, yüksek iç ve dış güvenlik açıkları nedeniyle kırılgan olmaya devam ediyor. Ekonominin derin bir durgunluğu önleme kabiliyeti, sağlam politikalara dayanıyor. YEP’deki parasal sıkılaştırma ve taahhütler, önemli politika düzenlemelerine işaret ediyor. Ancak, ABD ve AB’de parasal sıkılaştırmanın hızı, küresel ticaret belirsizliği, emtia fiyatlarının yönü gibi dış faktörler, Türkiye’nin görünümünü önemli ölçüde etkileyecek. Mart ayının sonunda yapılacak yerel seçimler, politika yönelimi etrafında bir başka belirsizlik unsuru daha ortaya çıkartıyor.

BÜYÜME, 2020’DE YÜZDE 3’E ÇIKACAK

2017’de yüzde 7,4, 2018’de yüzde 3,5 olarak gerçekleşen ekonomik büyümenin 2019’da yüzde 1,6 ile son 10 yılın en düşük seviyesine düşeceği tahmin edilse de bu oranın 2020’de yüzde 3’e çıkacağı ve ardından kademeli bir orta vadeli iyileşme göstereceği tahmin ediliyor. Özel iç talebin, kısmen kamu tüketimi ve dış talep ile dengelenen 2019’da keskin bir şekilde düşeceği öngörülüyor. Özel sektör yatırımları için görünüm, kurumsal stres ve kredi oranı ile bağlantılı olarak olumsuz bir tabloya işaret ediyor. Ekonominin daha derin durgunluğa geçmesini önlemek için kamu tüketimindeki artışın hızlanması beklenirken, büyüme hızındaki yavaşlamanın gelir tahsilatında bir yavaşlamaya yol açacağı ve bunun daha büyük bir mali açık vereceği öngörülüyor. Net ihracatın, ithalatta keskin daralma yaşanması ve hem mal hem de hizmet ihracatında büyümenin devam etmesi nedeniyle büyümeye olumlu katkı sağlayacağı belirtiliyor.

ENFLASYON VE YAVAŞ BÜYÜME HANEHALKINI ETKİLEYECEK

Türkiye’de yoksulluk son 15 yılda önemli ölçüde azaldı. 2003 yılında yüzde 36,5 olan yoksul nüfusun oranı, 2017’de yüzde 9,3’e düştü. Bu düşüş ise büyük ölçüde ekonomik büyümeden kaynaklandı. Türkiye’nin ekonomisi aşağı yönlü risklerle karşı karşıya kalırken, büyümenin yavaşlaması yoksulluk üzerinde önemli etkilere neden olabilir. Türkiye’de yükselen enflasyonun etkileri, hanehalkının gelirine göre değişiyor. Örneğin hanehalkının en yoksul kesimi, bütçesinin yüzde 36’sını gıdaya harcıyor. Bu oran, ülkedeki ortalama hanehalkının ortalama harcamasının neredeyse iki katı. Yoksul kesim genel olarak, gelirlerinin yoksul olmayanlara göre daha büyük bir kısmını tüketiyor, yani çok daha az tasarruf sağlıyor. Bu nedenle bir yıl öncesine göre yüzde 30’a yakın olan gıda enflasyonu, yoksul kesimi yoksul olmayan kesime göre çok daha fazla etkiliyor. Simülasyonlar, yoksulluk oranının bu fiyat artışlarına karşı çok hassas olduğunu, ancak net etkinin nominal ücret veya gelir artışı ile dengelenebileceğini gösteriyor. Enflasyonun muhtemel etkilerinin bir simülasyonu, Türkiye’de fiyatlardaki keskin artışın yoksulluk üzerinde ciddi etkiler yaratacağını ortaya koyuyor. Hanehalkı gelirinin artması bu etkiyi azaltacak olsa da, önemli iş kayıpları olması durumunda bu etkinin katlanarak artabileceği tahmin ediliyor.

YAZININ DEVAMINI DERGİMİZİN ŞUBAT SAYISINDAN OKUYABİLİRSİNİZ…

19 Şub 2019
Benzer Haberler
15 YILIN ZİRVESİNDEN DÖNÜŞ KASIM’A KALDI
Kategori: Ekonomi-Ticaret
2019 YILI SENARYOLARI
Kategori:
HOŞ GELECEK MİSİN 2018?
Kategori: Yazarlar
Yazarlar

PİYASALARA YAZ NE ZAMAN GELİR?

YENİ OYUN MU ESKİ OYUN MU?