17 Ara 2018

SİZİ ANLAMAMALARI NE ACI!

Çalışanlarınız, aileleriniz, eşiniz sizi anlamakta zorlanıyor mu? Bir şeyleri bilmedikleri için mi yoksa mental kapasitelerinde mi bir sorun var? Ya da sizi anlayabilecek bir geçmiş ya da altyapıya mı sahip değiller? Durun bir dakika, birileri beni anlamadığında, onların ya bilgisiz ya da geri zekalı mı olmaları gerekiyor? Gelin size yakın zamanda “İşte Bu Fikir Tutar” adlı eserde okuduğum bir konudan bahsedeyim:

“Elizabeth Newton, 1990 yılında, insanların iki rolden birini üstlendiği basit bir oyun üzerine yaptığı çalışmayla, Stanford Üniversitesi’nden psikoloji doktoru unvanını almıştır. Çalışmada insanlar “tıkırdatanlar” ve “dinleyenler” olarak iki gruba ayrılmıştı. Tıkırdatanlara, iyi bilinen yirmi beş şarkıdan oluşan bir liste sunulmuştu; “Mutlu Yıllar Sana” gibi. Tıkırdatanlar, bu şarkılardan birini seçecek ve parmaklarıyla ritim tutarak dinleyenlerden birine çalacaktı. Dinleyenin görevi, bu ritmi dinleyerek şarkıyı tahmin etmeye çalışmaktı. (Yeri gelmişken, etrafınızda iyi bir “dinleyen” adayı varsa, bu deneyi evde yapmak da eğlencelidir.)

Bu oyunda dinleyenlerin görevi hayli zor. Newton’un deneyi süresince tam 120 şarkı parmakla çalındı. Dinleyenler, şarkıların sadece yüzde 2,5’ini bilmişti: 120 taneden 3’ünü. Dinleyenler bir tahmin yürütmeden önce, Newton tıkırdatanlardan, dinleyenlerin şarkıyı doğru bilme ihtimali üzerine bir tahminde bulunmalarını istemişti. Onlar da bu ihtimali yüzde 50 olarak tahmin etmişti. Tıkırdatanlar her 40 mesajdan ancak birini iletebilmişti ama her iki mesajdan birini iletmekte olduklarını sanıyorlardı. Neden? Tıkırdatan rolündeki biri parmaklarıyla ritim tutarken, kafasının içinde o şarkıyı duyar. İsterseniz deneyin; “Mutlu Yıllar Sana”yı parmaklarınızla çalın. Melodiyi kafanızın içinde duymamanız olanaksızdır. Oysa dinleyiciler melodiyi duymuyorlardı ve acayip bir Mors koduna benzeyen kopuk kopuk tıkırtılardan başka hiçbir şey duymuyorlardı.

Deney sırasında tıkırdatanlar dinleyenlerin parçaları anlamakta bu kadar zorlanması karşısında şaşkına dönüyorlardı. Şarkının ne olduğu çok açık değil miydi? Dinleyenler “Mutlu Yıllar Sana”yı anlamaya çalışırken, tıkırdatanların yüzüne az bulunur bir hayret ifadesi yerleşiyordu: Nasıl bu kadar salak olabilirsin?”

İşte bizi anlamayanlar için düşündüğümüz durum budur. Bazen çok salak ya da gerizekalı olabildiklerini düşünürüz. Bu “Bilginin Laneti”dir. Bildiklerimiz, duygularımız zihnimizde bir cümbüş yaratırlar ve bu bir müzik gibidir ama bu cümbüşü bizden başka birinin fark etmesi pek kolay değildir. Genellikle çok azını dışarıya verebiliriz. Yani siz çalışanlarınıza, ailenize, dostlarınıza bir şey söylediğinizde anlasalar bile tam olarak anlamıyorlar.

Aynı konudan aslında Wittgenstein da “Böcek Kutuları” olarak bahseder. Her insan bir böcek kutusunun içerisindedir ve diğerinin de başka bir kutuda olduğunu bilir. Birbirlerini tam olarak göremezler ama seslerini duyurabilirler. İşte zihnimiz böyle bir şey. Bu yüzden anlatmak ve dinlemek önemli iki sanat haline geliyor.

Bir şeyleri anlatırken yeterince sabrınız yoksa tekrar düşünün. Elinizle çıkardığınız tıkırtılar karşıdaki kişiye tam olarak geçmeyebilir.

17 Ara 2018
Benzer Haberler
NEDEN BAZILARI DAHA ŞANSSIZ?
Kategori:
İLERLEMENİN MERKEZİNDE UMUT VARDIR!
Kategori:
MR. HYDE İLE EŞEK SAATİ ARASINDAKİ İLİŞKİ
Kategori: Yazarlar
Yazarlar