19 Kas 2018

SİYASET VE EKONOMİ İLİŞKİSİ

Başlık bu yazının ana fikrini net olarak ortaya koyuyor aslında. Dış siyasi ilişkiler ve ekonomi birbiri içine geçmiş iki parametre… Piyasalar da bu enlem çerçevesinde bir dalgalanıyor, bir duruluyor. Yaz aylarını oldukça hareketli geçirmiştik. Özellikle kurlardaki hareketlenme döviz borcu olan şirketleri bir kenara koyun, hanehalkı açısından da yakından takip edilen ilk gösterge olmuştu. TL’nin değer dalgalanması ülke ekonomisinin yönü ve itibarı açısından takip edilmesi gereken en önemli faktörlerin başında geliyor. Öyle ki yıla 3,77 seviyelerinden başladığımız dolar kuru, Ağustos ayı ortalarında 6,89’lara kadar tırmanışa geçerek tarihi rekorunu kırmıştı.

Yaz aylarında neler olmuştu? 24 Haziran seçimleri ile Türkiye yeni bir yönetim sistemine geçti. Öncesinde ve sonrasında siyasi gelişmelerin neler olacağı ve ekonomiye etkilerini uzunca bir süre tartışmıştık. Seçim sonrası ekonominin olağan şekilde zayıfladığını daha önceki yazılarımda da vurgulamıştım. Doğrusu her seçim döneminde olduğu gibi ekonomiye üvey evlat muamelesi yapılmıştı. Buna bir de rahip Brunson krizi ile Fed’in faiz kararı sonrası doların küresel güçlenmesi eklenince, TL’de önemli değer kayıpları yaşanmıştı. Yaz aylarında kurlardaki hareketlenme yeni bir kriz sarmalını gündeme taşımıştı. Öyle ki piyasalardaki belirsizlik stokçuluk hareketlenmesine yol açmıştı. Belirsizliğin bir nebze normalleşebilmesi için Merkez Bankası’nın (MB) faiz kararının kaçınılmaz olduğunu vurguladık. Nitekim piyasadaki hareketlenmeye kayıtsız kalmayarak faiz oranını yüzde 17,75’ten yüzde 24’e artırdı. Bu kararla dolar karşısında son bir yılda neredeyse yüzde 39 değer kaybeden TL, yeniden bir miktar değer kazanmaya başladı. Öte yandan MB, 2018 enflasyon tahminini yüzde 8,4’ten yüzde 13,4’e yükseltti ve enflasyonist bir döneme vurgu yaptı. Bu revizyon MB açısından enflasyonu en tepeye koyarak politika kararlarını vereceği yönünde önemli bir izlenim yarattı. Açıklanacak enflasyon rakamları bundan sonra MB’nin faiz kararlarının yönünü etkileyecektir.

Dolar kuru yazının yazıldığı şu günlerde 5,5 seviyelerinin altına geriledi. Bu gerilemede Brunson’un ülkesine dönmüş olması gibi bazı gelişmelerin ABD ile ilişkilerin olumluya evrilecek olması izleniminin yanında bir dış haber de etkili oldu. ABD Başkanı’nın Çin Devlet Başkanı ile yaptığı olumlu görüşmeler -ki bunun Kasım ayında ABD’de yapılacak ara seçim hazırlığı olduğunu göz önünde bulunduralım- ticaret savaşlarının rafa kaldırılması beklentisiyle piyasalarda olumlu bir hava esmeye başladı. Gelişmekte olan ülke piyasaları da bundan nasibini aldı. Bu durum şüphesiz TL’ye de yansıdı. Bu gerilemenin ne kadar süreceğini kestirmek güç. Açıklanacak enflasyon rakamları, MB kararlarına yön verecek. Bunu önümüzdeki günlerde daha net yorumlayabiliriz. Öte yandan İran’ın petrol ihracatını sınırlamaya yönelik olarak ABD’nin, 5 Kasım’da çeşitli yaptırımları devreye alacağını biliyoruz. Her ne kadar, ABD’den gelen açıklamalarda petrole bağımlı dost ve müttefik ülkelerin bu yaptırımlardan etkilenmemesini amaçladıkları söylenmiş olsa da Türkiye’ye etkilerini hissedeceğimiz bir döneme gireceğimiz kesin. Tüm bu gelişmeler bir kenara vatandaşın cebi yanıyor. Yüzde 10 enflasyon seferberliği ilanları sadece vitrinleri süslüyor. Ekonomik darboğaza neden olacak en önemli etki psikolojik unsurlardır. Güvensizlik ve talep daralması çok tehlikelidir. Tarım ve hayvancılık dahil rahatlıkla yapabileceğimiz her alanda dışa bağımlı olduğumuz müddetçe, soframıza koyduğumuz bir tabak yemekte kur etkisini hissetmeye devam edeceğiz…

19 Kas 2018
Benzer Haberler
İŞ DÜNYASI İSTİHDAM İÇİN ‘SEFERBER’ OLDU!
Kategori:
KURLAR TAM GAZ
Kategori:
“EKONOMİYE DÖRT ELLE SARILMA ZAMANI”
Kategori: Ekonomi-Ticaret
Yazarlar

SİYASET VE EKONOMİ İLİŞKİSİ

ÖKÜZ NE KADAR GÜÇLÜ OLURSA OLSUN FAREYİ YAKALAYAMAZ