4 May 2018

GELİŞEBİLİR OLMAK!

Bir bilgisayar oyununda çok iyisiniz. Arkadaşlarınız sizi ‘Oyunun Kralı’ olarak tanımlıyor. Ancak bir arkadaşınızı ziyarete gidiyorsunuz ve onun evinde arkadaşınızla bir bilgisayar oyunu oynamak istiyorsunuz. İki seçeneğiniz var. Ya uzman olduğunuz oyunu oynayacaksınız ya da arkadaşınızın uzman olduğu oyunu tercih edeceksiniz. Uzman olduğunuz oyunu mu tercih ederdiniz yoksa arkadaşınızın daha iyi olduğu bir oyunu mu oynamak isterdiniz? İnsanların çoğu uzman oldukları ve karşı tarafı yenebilecekleri oyunu tercih ediyorlar. Peki, asıl soru böyle bir denklemde kazananın gerçekte kim olduğu? Kendi kazandığı oyunu seçenler, kısa vadede oyunu kazanmayı seçiyorken, yeni bir oyun oynamayı tercih edenler uzun vadede becerilerini geliştirmeyi tercih ediyorlar. Birinci tür bir galibiyet elbette sarhoş edici ve çok çekici geliyor ancak hazzı erteleyebilmenin faydalarını sanıyorum ki anlatmaya çok gerek yok. Genellikle büyümek; gelişmek, daha geniş perspektife sahip olmak ve en önemlisi de yeni heyecanlar yaratarak sıkılmaktan uzaklaşmak demek.

Her birimiz yetkinlikleri iki şekilde algılıyoruz. Birinci grupta yer alanlar, yetkinlikleri kendini ispatlamak için gerekli unsurlar olarak görüyor, ikinci grup ise yetkinliklere geliştirme perspektifinden bakıyor. Yani taşa kazanmış şeyler değil, değişebilir şeyler olarak algılıyor.

Bir an için düşünmenizi istiyorum, oynadığınız oyunda harika bir hâle geldiniz ve devamlı kazanıyorsunuz. Bir üst seviyeye çıkma imkânınız olmasaydı oyunu oynamaya devam edebilir miydiniz? Peki, nasıl oluyor da işyerinde kendimizi hiç zorlamaya çalışmadan devamlı olarak geliştirmek yerine ispatlamaya çalıştığımız yetkinliklerle sıkılmadan oyun oynamaya devam edebiliyoruz. Bu sorunun cevabı, “Sıkılmadan devam edemiyoruz” olacaktı. İşyerinde aynı şeyleri yapa yapa sıkılmaya başlıyor ve kendimize yeni meydan okumalar belirlemiyoruz. Bu da işimizden bir süre sonra nefret etmeye başlamamıza sebep oluyor. Üstelik çoğunlukla geçim kaynağımız olduğu için devam etmek zorundayız. Psikoloji Profesörü Carol Dweck’e göre kimimiz yetkinliklerimizin sabit olduğuna ve değiştirilemeyeceğine inanıyoruz. Bu grubu sabit zihniyetli insanlar olarak tanımlıyor. Diğer grup ise öğrenmeyi ve kendine meydan okunmasını seviyor. İkinci grup ise büyüme zihniyeti olarak tanımlanıyor.

Kendinizi ne kadar geliştirmeye adadığınız ve konfor alanınızdan ne kadar çıktığınız hangi zihniyete sahip olduğunuzu gösteriyor. Dweck’in analizi aslında şirketlerin de çalışanlarını nasıl motive ettikleri konusunda anahtar niteliğinde. Çünkü şirketler de çalışanların yetkinliklerini ispatladıkları anda kutlama ya da ödüllendirme yapıyor. Henüz başarı elde edilmemiş ilerlemeler çok değerli değil. Dweck buna “Henüz’ün Gücü” adını veriyor. Birine “Yapamadın, olmadı” demenin öldürücü etkisi olduğunu savunurken “Henüz olmadı” söyleminin çok değerli olduğunu iddia ediyor. İşte bu nedenle çalışanlarınızın sadece hedef gerçekleştirmelerini değil, öğrenme süreçlerini de takdir etmek durumundasınız. Yıllar boyunca yönetim yazarları olarak takdir etmeyen yöneticilerle uğraştık ama artık o liderlerden pek kalmadı. Çoğu yönetici takdiri özel bir araç olarak kullanıyor ve iyi etkilerini de görüyor. Ancak artık bir aşama ileriye geçme zamanı. Yani süreci takdir etmemiz ve ‘Henüz’ü ödüllendirmeye başlamamız gereken zamandayız. Çalışanlarınızı geliştirmek ve onların kendilerinin gelişiminden sorumlu olduklarını anlayabilecekleri bir ortam yaratmak ve bu konuda motivasyon sağlamak yöneticilerin görevi. Bu görevi başarılı bir şekilde sahiplenirseniz çok pozitif sonuçlar alabilirsiniz.

4 May 2018
Benzer Haberler
GELİŞEBİLİR OLMAK!
Kategori: Yazarlar
NEDEN BAZILARI DAHA ŞANSSIZ?
Kategori:
KENDİ KATMA DEĞERİNİZİ YARATIN
Kategori: Yazarlar
Yazarlar

ERKEN SEÇİMLERİN EKONOMİK ETKİLERİ

GELİŞEBİLİR OLMAK!