2 Şub 2018

YAŞANABİLİR KENTLERİN YOLU ‘İŞBİRLİĞİ’NDEN GEÇİYOR

Günümüzde şehirler, gitgide artan kalabalıkla boğuşurken yaşanan altyapı sorunları, özellikle de ulaşım konusunda hayatı olumsuz etkiliyor. Yakın tarihte hazırlanan Birleşmiş Milletler raporunda, dünya nüfusunun yarısından fazlasının kentsel alanlarda yaşadığı ve 2050 yılına kadar kent nüfusunun yüzde 82’ye yükseleceği belirtiliyor. Kentleşmede yaşanan artış, birtakım zorlukları da beraberinde getiriyor. Altyapı ve yaşam kalitesi açısından en büyük zorluklar ise trafik sıkışıklığı ve kirlilik olmak üzere iki ana başlık altında özetlenebilir.

Bu iki sorunu birden çözecek sihirli bir değneğe sahip değiliz çünkü sıkışıklık ve kirlilik, birbirlerini sürekli besleyen iki konu. Bu yüzden de birçok şehir, toplu taşımacılık çözümleri üzerinde kafa yoruyor. Toplu taşıma dışında işin bir de başka boyutu var. Şehirlerin ekonomik olarak ve nüfus bakımından büyüme göstermesi, lojistik hizmetler için daha fazla talep yaratıyor. Daha fazla talep daha fazla mal akışı, daha fazla mal akışı trafiğe çıkan daha çok taşıt, daha çok taşıt ise hem lojistik hizmetlerin aksamasına hem de hava kirliliği anlamına geliyor. Bu sorunun hem ekonomik açıdan uygulanabilir hem de çevresel olarak sürdürülebilir çözümlere ihtiyacı olduğu bir gerçek. Kentlerin hava kalitesinin bozulması sadece şehir için değil içinde bulunduğumuz dünya için de önemli bir konu ve bu kirlilikte şehir lojistiğinin payının yadsınamayacağı bir gerçek. Şehirlerdeki yük taşımacılığının, karbondioksit emisyonlarının yüzde 25’inden, diğer nakliyecilikle alakalı kirliliklerin ise yüzde 50’sinden sorumlu olduğu tahmin ediliyor. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı John Wilmoth’a göre, kentsel alanların yönetilmesi 21. yüzyılın en önemli kalkınma zorluklarından biri haline gelmiş durumda. Wilmoth, “Sürdürülebilir şehirler kurma konusundaki başarısı ya da başarısızlığı, 2015 sonrası BM kalkınma gündeminin başarısında büyük bir faktör olacak” diyor. Dünya çapında pek çok şehir, kent lojistiği üzerinde yoğunlaşarak sıkışıklık ve kirliliği engelleyebilmek adına yeni çözümler arıyor.

SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇÖZÜMLER BULMAK KAÇINILMAZ HALE GELDİ
2015’te Amerikalılar, tam sekiz milyar saatlerini trafikte sıkışarak geçirdi, Los Angeles’ta yaşayanlar sıkışıklık yüzünden trafikte yılda 104 saatten fazla harcadı. Bu rakam Moskova’da 90, Bogota’da 79, Sao Paolo’da 77, Londra’da 73 saati buluyor. İstanbul ise yılda 34 saatle ilk 10 içerisindeki yerini alıyor. Trafikte geçen zamanın kent sakinleri açısından doğurduğu olumsuz sonuçlar bir yana; bu durum özellikle şehir içindeki lojistik faaliyetleri açısından da büyük bir sorun teşkil ediyor. Çünkü bu aynı zamanda trafik şeritleri ve park yerleri için rekabet anlamına da geliyor. E-ticaret ve isteğe bağlı anlık gönderilerin sayısının hali hazırda hızla arttığını düşünecek olursak gelecekte bu konuya kesin ve sürdürülebilir çözümler bulmak kaçınılmaz hale geliyor.

BİRÇOK ŞEHRİN NAVLUN PLANI YOK
Birçok şehrin taşımacılık planları, bisiklet planları ve transit ana planları var fakat navlun, şehirlerin planladığı bir şey değil. Genel bir nakliye planını dikkate almadan inisiyatif kullanan şehirler için birtakım sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bir örnek vermek gerekirse; Mexico City’de şehir yetkilileri tıkanıklık ve kirlilikle savaşmak için “Hoy No Circula” (Sürüş Yok) adlı bir uygulamayı kullanıma soktu. Bu uygulamaya göre, bir plakanın son basamağı bir aracın hangi gün çalıştırılamayacağını belirleyecekti. İyi tasarlanmış olsa da vatandaşlar ve lojistik operatörleri, ulaşım seçeneklerini artırmak için ilave araçlarla çalışmaya başladı. Taşıtlar, çevresel sağlamlık yerine kullanılabilirlik ve ekonomiklik temel alınarak satın alındı ya da kiralandı. Daha sonradan yapılan bir araştırmaya göre; bu uygulama, zamanla karbonmonoksit seviyelerinde yüzde 13’lük bir artışa yol açtı ve tıkanıklığı hafifletmek için yok denecek kadar düşük bir etkisi oldu.

LONDRA, 2050’YE KADAR TRAFİK EMİSYONLARINI SIFIRLAYACAK
Londra, kentin tüm ulaşım sisteminden gelen emisyonları 2050 yılına kadar sıfıra indirmeyi planlıyor. Aşamalar halinde gerçekleşecek olan plan, tüm taksi ve Uber gibi özel kiralık araçların 2033 yılına kadar sıfır emisyonlu olmasını gerektiriyor. Bunu 2037 yılına kadar kent otobüsleri takip edecek ve geri kalan tüm araçlar 2040 yılına kadar sıfır emisyonlu olacak. Plan, aynı zamanda 2025’te başlayan ve sonunda şehrin tamamını kapsayan emisyonsuz kent alanlarının kademeli olarak uygulanmasını da içeriyor. Buna ek olarak, Londra’nın araç emisyonlarının azaltılması konusunda bazı deneyimleri de mevcut. Düşük emisyon bölgesi uygulaması, 2008’den beri Londra’nın bir bölümüne girmek için araçların ücret ödediği bir vergi sistemini kapsıyor. Ayrıca bu yılın başlarında, Londra Belediye Binası’nın ultra düşük emisyon bölgesi ilan edilmesi sayesinde, 2020 yılına kadar emisyonlarda yüzde 50’lik bir azalma olacağı umuluyor.

YAZININ DEVAMINI DERGİMİZİN ŞUBAT SAYISINDA OKUYABİLİRSİNİZ…

2 Şub 2018
Benzer Haberler
ŞEHİR İÇİ LOJİSTİĞİN GELECEĞİ ROBOTLARDA
Kategori: Teknoloji
TÜRKİYE’NİN LOJİSTİKTEKİ ROLÜ ARTIYOR
Kategori:
DHL EXPRESS’E “EN BEĞENİLEN ŞİRKET” ÖDÜLÜ
Kategori:
Yazarlar

ERKEN SEÇİMLERİN EKONOMİK ETKİLERİ

GELİŞEBİLİR OLMAK!