11 Eki 2017

YENİ LİMAN YATIRIMLARI MI, OPTİMUM VERİMLİLİK Mİ?

Ülkelerin ekonomik kalkınmasında hiç şüphesiz en önemli faktörlerden biri olan ulaşım endüstrisi, küresel ticaretin gelişimine paralel olarak bir değişim ve gelişim sergiliyor. Üretim ve tüketimin yer değiştirmesi, yeni pazarların rağbet görmesi gibi etkenler kimi zaman ticaret güzergâhını değiştirdiği gibi çoğu zaman taşıma şeklini de değiştiriyor. Ancak, büyük taşıma kapasitesinin kullanılabilmesi ve diğer taşıma modlarına nazaran ucuzluğu nedeniyle dünya ticaret hacminin büyük bölümü -yaklaşık yüzde 92- hala denizler üzerinden sağlanıyor. Hal böyleyken deniz ve kara taşımacılığı arasında bir kavşak konumunda bulunan limanların da ülkelerin rekabet gücü, ekonomisi ve özellikle dış ticareti üzerindeki önemli etkilerini yadsımamak gerekiyor. Günümüzde uluslararası ticarette el değiştiren malların 90’dan fazlasının denizyolunu kullandığını söylemiştik ve 2 bin 825’ten fazla uluslararası limanın bu trafikte hayati bir öneme sahip olduğu göz önüne alındığında, limanların hem ülke ekonomileri hem de ulaşım sektörü için önemi daha net bir biçimde ortaya çıkıyor. Bu nedenle de global ölçekte yeni liman yapılması ya da mevcut limanların genişletilmesi sık sık gündeme geliyor. Fakat bu noktada sorulması gereken sorulardan birkaçı da oldukça yüksek yatırım maliyeti gerektiren bu limanlar doğru konumlandırılıyor mu? Liman yatırımları yapılırken mevcut kapasite gözetiliyor mu? Gelecek beklentileri doğru fizibilite ediliyor mu?

POTANSİYEL TAM OLARAK KULLANILAMIYOR
Limancılık sektörünün ülke ekonomileri için stratejik önemi pek çok Avrupa, Uzakdoğu ülkelerinde yıllar önce fark edildi ve hinterlandı oldukça yüksek bölgelerde liman bölgeleri oluşturuldu ve uluslararası liman yatırımları yapıldı. Coğrafi konum olarak oldukça elverişli bir bölgede olmakla birlikte Türkiye’de bu sektörün önemi geç fark edildi diyebiliriz, mevcut yatırımlar ise kimi zaman doğru şekilde yapılmadı kimi zamansa doğru bölgede… Bir yarımada ülkesi olan Türkiye, Avrupa, Orta Asya ve Ortadoğu arasında doğal bir köprü olma konumu ile taşımacılık yönünden büyük bir potansiyele sahip. Cebelitarık Boğazı ile Atlas Okyanusu’na, Süveyş Kanalı ile Arap Yarımadası ve Hint Okyanusu’na, Türk Boğazlarının Karadeniz-Akdeniz bağlantılarıyla Avrasya ve Uzakdoğu’ya uzanan bir ulaşım ağının odak noktasında olmasına karşın Türkiye henüz deniz ticaretindeki ve özellikle limancılık sektöründeki mevcut potansiyelini tam olarak kullanamadı demek yanlış olmayacaktır. Bunun pek çok farklı nedeni var. Biz de bu çalışmamızda nedenlerden söz edeceğiz fakat temel amaç: ‘Nasıl olmalı?’yı aktarmaya çalışmak…

KONTEYNERDE 1 YILDAKİ KAPASİTE ARTIŞI YÜZDE 40
Halihazırda Türkiye’de 180 kıyı tesisi bulunuyor. Bu tesislerden 8 tanesi devlet limanı, 23’ü belediyelere ait. Geri kalanını da özel sektör yatırımları oluşturuyor. Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü-Planlama ve İstatistik Dairesi Başkanlığı verilerine göre 2016 yılında toplam elleçleme miktarı 430 milyon 201 bin 162 ton olarak gerçekleşti. Yük bazında değerlendirildiğinde Türkiye’deki limanların teorik bazda toplam genel kargo/dökme yük kapasitesi 221 milyon ton, 2016 yılı sonundaki toplam elleçlenen miktar ise 182 milyon 80 bin 957 ton. 2016’da sıvı dökme yükte 145 milyon 24 bin 367 tonluk bir elleçleme gerçekleşti, toplam kapasite ise 255 milyon ton. Son yıllarda Türk limanlarında gerçekleştirilen iyileştirme ve modernizasyon çalışmaları neticesinde, artık daha yüksek tonajlı gemiler ülkemizi ziyaret ediyor, teknoloji ve ekipman yatırımları ile birçok limanda elleçleme süreleri kısalarak, verimlilik ve etkinlik artışı gözleniyor. Bunlar oldukça pozitif gelişmeler olmakla birlikte rakamlardan da görüldüğü gibi Türk limanlarında halihazırdaki kapasite tam olarak kullanılmıyor. Türkiye’nin 2023 dış ticaret vizyonunda belirtilen 500 milyar Dolar ihracat ve 600 milyar Dolar ithalat hedefleri çerçevesinde ortaya koyduğu ulaştırma, lojistik ve özellikle limancılık alanındaki hızlı büyüme stratejisi ve eylem planı paralelinde gerçekleştirilen yeni liman yatırımları ile mevcut limanların kapasite artırımları sonucunda özellikle konteyner elleçleme kapasitelerinde çok hızlı bir büyüme yaşandı. 2015 yılında 14 milyon TEU olan konteyner elleçleme kapasitesi, 2016’da yüzde 40 artarak 19 milyon TEU’ya ulaştı. Bir yılda gerçekleşen 5 milyon TEU’luk ilave kapasitenin yüzde 80’ine karşılık gelen 4 milyon TEU’su Marmara Bölgesi’nde faaliyete geçen yeni liman yatırımlarından kaynaklanıyor. Hem kamu hem de özel sektör yatırımlarının bu alanda sürdüğü düşünüldüğünde ve önümüzdeki süreçte yapımı planlanan yatırımların da varlığı “Türkiye’de limancılık sektöründe atıl kapasite sorunu yaşanır mı” sorusunu akla getiriyor.

EN FAZLA KAPASİTE ARTIŞI MARMARA BÖLGESİ’NDE
Uluslararası gemi Liman Güvenlik Kodu’na (ISPS kod) tabi 180 kıyı tesisi bulunan Türkiye’de, limancılık sektörünün tek sivil toplum kuruluşu olarak faaliyet gösteren TÜRKLİM’in mevcut 61 üyesi bulunuyor. Yani sektörün 1/3’ü TÜRKLİM’e üye. Buna rağmen 2016’da Türkiye’de elleçlenen toplam konteynerin yüzde 91’i, genel kargonun yüzde 85’i, sıvı kimyasal yüklerin tamamı ve kruvaziyer turizmin yüzde 75’ini TÜRKLİM üyesi limanlar gerçekleştirdi. Sektörün önemli bir temsilcisi olarak TÜRKLİM Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kenan Selçuk, kapasite konusu ile ilgili yönelttiğimiz sorumuza, “Önümüzdeki 5-10 yıla ilişkin ticari projeksiyonların yanında dünya ve Türkiye’deki büyüme tahminleri dikkate alındığında bu kapasitelerin yeterli olacağını söyleyebiliriz. Ancak daha uzun vadelerde belirli yük tipleri için kapasite sorunu baş gösterecektir” şeklinde yanıt verdi.

Özellikle 2008 yılından bu yana yaşanan küresel finansal ve ekonomik krizin etkisiyle Türkiye’nin dış ticaretinde beklenen büyümenin gerçekleşemediğine, buna bağlı olarak 2023 hedeflerinden oldukça uzakta kalındığına dikkati çeken Borusan Lojistik Genel Müdürü İbrahim Dölen ise “2016 senesinde tüm Türkiye limanlarında toplam 8,8 milyon TEU olarak gerçekleşen konteyner hacminin yaklaşık yüzde 65’ine karşılık gelen 5,7 milyon TEU’su Marmara Bölgesi limanlarında gerçekleşti. Özellikle Marmara Bölgesi’nde kapasitenin yüzde 45 seviyesinde artması toplam kapasite kullanım oranının yüzde 60’lardan yüzde 40’lara gerilemesine neden oldu. Bunun sonucunda atıl kapasitelerini doldurmak isteyen limanlar arasında rekabet arttı, iş hacmi geçişleri ortaya çıkmaya başladı. Oysaki hedef mevcut iş hacmini rekabetle daha da küçülterek paylaşmak değil, toplam iş hacmini ve verimliliği artırarak artı değer yaratmak olmalı” ifadelerine yer verdi. Port Akdeniz Genel Müdürü Özgür Sert ise, üç tarafı denizlerle çevrili ve adeta üç kıtanın birleşme noktası olan bir ülke olarak mevcut liman kapasitesinin yeterli seviyelerde olmadığını belirtmekle birlikte, “Ancak liman kapasitesi olarak öncelikle çözümlememiz gereken, mevcut kapasitelerin yeterli şekilde değerlendirilebilmesi. Zira Türkiye limanlarının büyük bölümü, kapasitelerinin ancak bir bölümünü değerlendirebilmekte ve önemli ölçekte kullanılabilecek kapasiteleri bulunuyor” diyor.

11 Eki 2017
Benzer Haberler
DENİZCİLİK PİYASASINDA KÜÇÜK ARTIŞLAR YÜZLERİ GÜLDÜRDÜ
Kategori: Denizyolu
DENİZDE EMİSYONLAR ALTERNATİF YAKITLARLA DÜŞECEK
Kategori: Denizyolu
DENİZCİLİK PİYASASINDA SONBAHAR BEKLENTİSİ
Kategori: Denizyolu
Yazarlar

SİYASET VE EKONOMİ İLİŞKİSİ

ÖKÜZ NE KADAR GÜÇLÜ OLURSA OLSUN FAREYİ YAKALAYAMAZ